2. Ordu SYNT ASKERİ CEZAEVİNDE İLK GÜN
Kaçaktım, dizimde kocaman bir çıban çıkmış ve beni çok rahatsız ediyordu.
Bir arkadaşımla birlikte (Kadir Özüdoğru) gizlice eve gittim.
Ayağımı anama sardıracak, bir kaç da bir şeyler alıp çıkacaktım.
Pencereden mavi bereli komandoların mahalleyi sardığını gördüm.
Benim için geldiklerini anladım ve hızla evden çıkıp kaçmaya başladım, mahallenin tam ortasında kuşatıldım.
“Teslim ol ve yere yat! Aksi takdirde vururuz” dediler.
Kaçabilecek hiç bir yerim yoktu.
Mecburen yattım ve teslim oldum.
Ellerimi arkadan kelepçeleyip bir cemseye bindirdiler.
Cemsede benimle birlikde aranan başka arkadaşlarda vardı.
Ereğli de tutmayıp direk Konya’ya götürdüler.
Askeri kışla içinde bir hangarın kapısını açtılar.
Hiç unutmuyorum içerideki yüzlerce göz bize döndü.
Bir tarafta ülkücüler diğer tarafta solcular vardı.
İki tarafta yanyana betonun üzerinde sıralanmış yataklar ve üstünde onlarca mahkum bize bakıyordu.
Ortaları yılların yükünü çeken bir sınır gibi bom boştu.
Ayrılık ne yaparlarsa yapsınlar hala hüküm sürüyor, herkes kendi tarafında gelenlerin kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Ülkücüler ve Konya ocak başkanı hemen bizi tanıyıp kalkıp kucakladılar.
Yer yataklarının üzerine oturup ne zaman biteceğini bilmediğim cezaevi hayatım böylece başlamış oldu.
Aynı hangarın içindeydik, ama iki ayrı millet iki ayrı toplum gibi hiç konuşmuyorduk.
Zaman zaman içlerinde Ereğli belediye başkanı Kenan Akpınar’ın da olduğu karşı taraftan Türküler söyleniyor
Zaman zamanda bizim taraftan ilk defa orada duyduğum ilahiler okunuyordu.
Siyasi içerik yasaktı.
Bu ilahide neyin nesi diyebilirsiniz.
Nedense yattığım her askeri cezaevinde ülkücülerin yanında muhakkak İslamcı birileri oldu ve ülkücüleri etkiledi.
Bu etkileşimde bunlardan biriydi.
İlk gecem nasıl geçti anlamadım.
İçerde beton üzerine serilmiş yer yataklarından başka hiç bir şey yoktu.
Tuvalet lavabo da yoktu.
İnsanlar donunu bile battaniyenin içinde değiştiriyordu.
Günde iki kez tuvalete götürüyorlardı.
Diğer zamanlarda köşeye bir teneke konulmuş sağ sol herkes gidip herkesin gözü önünde oraya işiyor ve her sabahta sırayla bir kişi o tenekeyi götürüp döküyordu.
Birikmiş sidiğin ne kadar pis koktuğunu sıra bana geldiğinde anladım.
Kusmamak için kendimi zor tutmuştum
Zaman zaman demir kapı büyük bir gıcırtıyla açılıyor, yüksek sesle bir isim söyleniyor
Ancak götürülenler ağzı yüzü dağılmış bir şekilde getirilip, çuval gibi salonun ortasına atılıyor,
Haşat edilen ülkücüyse ülkücüler, solcuysa solcular kalkıp arkadaşlarının yardımına koşuyordu.
Bu kadarcık şeyden dolayı sakın burayı işkence hane falan sanmayın, çünkü burası bir işkence hane değildi.
Burası bir nevi psikolojik bir bekleme yeriydi.
Adı bando bölüğüydü ve zaman zaman uzaktan bando sesleri geliyordu.
Görüş, gazete dış dünya ile hiç bir bağlantı yoktu.
Ne biz ne ailemiz hiç kimse hiç bir şey bilmiyordu.
Yılların faturası ülkücü ve solculara kesilmiş Sonumuzun nerede nasıl biteceği belli olmayan mechul bir hayata doğru akıp gidiyorduk.
Bugünlerim iyi günlerdi. Adımız okunup piyango vurasıya kadar amiral battı bile oynuyorduk
Sistemli ve acımasız işkencelerin yapıldığı
bir off çekince ofla birlikte insanın canının da çekildiği
İnsanların çığlıklarının arşı titrettiği
4 kez komaya girdiğim
öldü diye sokağa atıldığım
Mimar Sinan’ a daha çok vardı.
Üç günlük yavşakların ömrünü feda edenleri ülkücü saymamasına da.
Ömrümüzün her anı okulda sokakta cezaevinde mücadele ile geçti.
Dövüşürken de ülkücüydük, işkence görürkende
Dün de ülkücüydük bugünde.
Ne bayrağı yere düşürmüştük ne de şerefimizi
Ama yinede bir türlü sevmedi o ..vşaklar bizi. O ..vşaklar kim diyebilirsiniz. Onlar kafalarına göre ülkücüleri ülkücülükten atanlar tabiki.
..vşaklar sevmedi diye üzülecek değiliz elbette. Üzüldüğümüz kaderin kahrı.
12 Eylül idealistlerin yolunu kesti.
Ülkücülüğü tepe tepe kullanan sahtekarların ise yolunu açtı.
Bunların topunu toplasanız, topunun ülkücülüğü, ömrü tren raylarında geçen bir annenin ülkücülüğü etmez.
Ülkücüler ve ülkücülük hak etmedi bugünleri.
HASAN GÖMLEKSİZ, 13 Eylül 2025
